Anasayfa / Kaynak / İfade Özgürlüğü

İfade Özgürlüğü

Umut KAYA, Konuk Yazar.

Türkiye’de çokça konuşulan bir konu vardır: İfade özgürlüğü. Her zaman ‘demokrasinin olmazsa olmaz’ klişesi de dillendirilerek etkisi kuvvetlendirilir bu kavram. Tanımına bakacak olursak ifade özgürlüğü bir düşünce, bir kanaat, tutum veya duygunun barışçıl yoldan açığa vurulmasının veya dış dünyada ifade edilmesinin serbest olması anlamına gelmektedir. Çoğu aydın, akademisyen, siyasetçi ilke olarak ifade özgürlüğü konusunda ortak bir anlayışa sahip olsalar da ‘özgürlüğün kapsamı ve sınırları’ hakkında görüş ayrılığına düşmüşlerdir.  

Giriş paragrafında genel olarak ifade özgürlüğünün tanımı ve demokrasinin olmazsa olmazı konusunda kısaca bir bilgi vermiş olduk. Şimdi de isterseniz ifade özgürlüğünün kullanılma biçimleriyle ilgili birkaç cümle yazmaya çalışalım. Şöyle ki ifade özgürlüğü dendiği zaman akıllara gelen ilk şey duygu ve düşüncelerin sözlü veya yazılı bir şekilde ortaya konmasıdır. Ancak ifade özgürlüğünü salt bu biçimlerden ibaret görmek hiç kuşkusuz eksik bir saptama olacaktır. Bunların dışında sanatsal gösterim, kişisel görünüm ve görüntü tercihi, gösteri, yürüyüş, toplantı yapma ve örgütlenme gibi değişik ifade özgürlüğü kullanma biçimleri vardır. Ek olarak saydığımız bu biçimleri örneklendirecek olursak yazarın bir romanı, bir yönetmenin filmi, bir heykeltraşın heykelini, bir ressamın resmini, grev yapan işçileri ifade özgürlüğünün tanımından da anlaşılacağı üzere dış dünyadaki yansımaları olarak değerlendirebiliriz. Bireyler bu örnekteki fiilleri yaparken serbesttirler ve bu serbestlik liberal-demokratik ülkelerin anayasalarında güvence altına alınmıştır. Bu tarz ülkeler ifade özgürlüğü kavramını güvence altına alarak, bu kavramı kamu otoritelerinin keyfi müdahelelerinden koruma gibi bir misyon yüklenmişlerdir. Bu görevi hakkıyla yerine getirmek bu tür devletlerin en önemli vazifelerinden birisidir. Devletin böyle bir güvence altına alma gibi bir görevi olduğu için ifade özgürlüğünün özünde ‘politik’ olduğunu söyleyebiliriz.

Kullanma biçimleriyle ilgili bilgilerden sonra diğer önemli bir konu olan ifade özgürlüğünün sınırı konusudur. Bu konuda her duygu ve düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamında mı değerlendirmek gerekir gibi önemli bir soruyu sormamız gerekmektedir. Bu sorunu cevabı yine ifade özgürlüğünün tanımından vardır aslında. Tanımda düşünce, kanaat, tutum ve duygunun barışçıl yoldan açığa vurulması ibaresi vardır. Yani ancak barışçıl bir yolla açığa vurulan düşünceler meşrudur gibi bir anlam çıkmaktadır. Aksini düşünmek ifade özgürlüğünün arkasına sığınarak diğer kişiler hakkında hakarete varan sözler söyleyebilmeyi meşru gibi gösterecektir ki bu hiç de hukuki olmayan bir düşüncedir. Yani kişi barışçıl yoldan saptığı anda hukuk düzeni ‘burada dur bakalım, metodun yanlış’ diyerek gayrimeşru bir metot kullanarak dile getirilen düşünce, kanaat ve tutumları haklı görmeyecektir. Kısacası şunu diyebiliriz ki ifade özgürlüğü kılıfıyla başkalarının onuruna, şerefine, namusuna yönelik yapılan her türlü ifadeyi hukuk düzeni meşru görmez, bu tarz ifadeleri ifade özgürlüğü şemsiyesi altında değerlendirmez. İşte bu açıklamalar ışığında şunu söyleyebiliriz ki ifade özgürlüğünün sınırı şiddet ve tahrike taşvik etmeden barışçıl bir yoldan duygu ve düşüncelerin ifade edilmesidir. Demokrasinin gereği de budur zaten. Kişiler bu sınırı aşmamak şartıyla istediği gibi düşünebilir, istediği gibi bir yaşam tarzı sürdürebilir. Devletin burada yapması gereken tek şey, anayasanın güvence altına aldığı bu özgürlüğü, keyfi uygulamalardan koruyarak, bireylerin barışçıl çizgiyi aşmamak şartıyla istediği gibi düşünebilmesini ve yaşayabilmesini sağlamak olacaktır. Bunu yaptığı anda toplum tarafından sevilen ve sayılan bir devlet olacaktır.

Tabiki her şey bu kadar toz pembe değildir bazen. Yönetim şekilleri diktatörlük ya da faşizm olan rejimlerde devlet bireylere baskıcı bir anlayışla muamele eder. Bu baskının en çok hissedildiği nokta, konumuz olan ifade özgürlüğüdür. Bu tür baskıcı devletler yasakçı, otoriter bir tavır takınarak ifade özgürlüğünü hiçe sayar ve bireylerine bir bakıma zulmeder. Böyle olunca demokratik ülkelerin aksine eleştiremeyen,sorgulayamayan bir toplum ortaya çıkar ki bu da o devletin uzun bir süre varlık gösteremeyerek devrilmesi gibi sonuçlar doğurabilir. Örnek vermek gerekirse bugün Ortadoğu halkları diktatörce bir tavır takınan liderlerinin değişmesi için yoğun bir çaba harcamaktadırlar. Mısır’ın devrik lideri Hüsnü Mübarek’i örnek olarak göstermek tam de yerinde olacaktır, bu konuyu aydınlatmak için. Bu örneği verdikten sonra şu noktayı da dikkatlerinize sunmak isterim. Tecrübeler göstermiştir ki yasaklanan, baskı altına alınan fikirler çoğu zaman sağlam olmayan görüşlere ve bu görüşlerin sahibine karşı haksız bir çekicilik, hatta itibar bile sağlamıştır. Devlet yaşanan bu tecrübelerden ders çıkararak yasakçı anlayıştan her zaman uzak durmalıdır

Sonuç olarak ifade özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır ve devlet bu özgürlüğü korumak ve geliştirmek için gerekli hukuki düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Devlet bu özgürlüğün güvence altına alınması noktasında görevlerini yerine getirmezse bir bakıma kendi sonunu hazırlayan büyük bir yanlış yapmış olacaktır. Devlet bu yanlışı yapmamalı; düşünen, eleştiren, sorgulayan bir toplum için üzerine düşen vazifeleri yerine getirmelidir..

Yazar: Konuk Yazar