Anasayfa / Kaynak / HMK: Dava Çeşitleri

HMK: Dava Çeşitleri

Meni usul yasamıza ilişkin hükümleri bölümler halinde ele alıp, herhangi bir akademik çaba içinde olmaksızın incelemeye devam ediyoruz. Bu yazımızla kanunun ikinci kısmına geçmiş bulunmaktayız. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ikinci kısmı dava çeşitleri, dava şartları ve ilk itirazlara ayrılmıştır. İkinci Kısım Birinci Bölüm ise 105 ila 113. maddeler arasında dava çeşitlerini düzenlemektedir. Esasen HUMK döneminde uygulamada kendini gösteren dava türleri çeşitli ayrımlarla ilk defa usul yasası metnine girmiştir. Yalnızca öğretide sınıflandırıan ve HUMK’da karşılığı bulunmayan tüm bu dava türleri, HMK ile yasa metninde kendine yer bulmuştur. Kanun koyucu, dokuz ayrı dava türü tanımlamış ve her birini ayrı madde halinde tanımlayarak düzenlemiştir. Bunları yasadaki sıralama ile ele alacak olursak:

Eda davası
Madde 105- (1) 
Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkum edilmesi talep edilir.

Madde, kısaca eda davasını tanımlamaktadır. Madde gerekçesinde, eda davası ile davalının bir şeyi yapmaya veya yapmamaya mahkum edilmesini hedeflediği belirtilirken, buradaki “yapmama” ibaresinin kaçınma halini de kapsadığını ifade etmektedir.

 

Tespit davası
Madde 106- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.

(2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.

(3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.

İlk fıkra, tespit davasını tanımlarken, ikinci ve üçüncü fıkralar, tespit davasının açılabilmesinin koşullarını saymaktadır. Buna göre, maddi vakıalar dışında kalan ve korunmaya değer “güncel” bir yararı bulunan herkes, tespit davası açabilir. Bir ticari ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesinin talep edildiği davalar, tespit davalarıdır. Keza, bir belgenin sahte yahut geçerli olup olmadığının belirlenmesi talebi de tespit davasının konusudur. Ancak maddi vakıalar, tespit davasına konu olamaz. Bunlar ancak delil tespiti istemlerine konu olabilir.

Belirsiz alacak ve tespit davası
Madde 107- (1) 
Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilir.

(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hallerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.

Belirsiz alacak davası, usul hukukumuz açısından yeni bir düzenlemedir. Parasal alacaklara ilişkin davalarda söz konusu olabilen belirsiz alacak davası davacıya bir takım hukuksal korumalar sağlamaktadır. Gereksiz yere yüksek miktarlı dava açarak yüksek harç ödemek ve davanın reddi halinde yargılama harç ve giderlerine mahkum olmak gibi konularda koruma sağladığı gibi, yalnızca bir kez kullanılabilen ıslah yolunun gereksiz kullanımının da önüne geçilmektedir. Belirsiz alacak davasında zamanaşımı dava tarihinde kesilmiş olduğundan, tahkikat safhasındayken dava değerinin arttırılması halinde, arttırılan kısım için de zamanaşımı dava tarihinde kesilmiş olacaktır. Gerekçede de belirtildiği üzere, bu madde Adalet Komisyonunda iken kanuna eklenmiştir. Tasarının ilk halinde bulunmamaktadır.

İnşai dava
Madde 108- (1) İnşai dava yoluyla, mahkemeden, yeni bir hukuki durum yaratılması veya mevcut bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi yahut onun ortadan kaldırılması talep edilir.

(2) Bir inşai hakkın, dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğu hallerde, inşai dava açılır.

(3) Kanunlarda aksi belirtilmedikçe, inşai hükümler geçmişe etkili değildir.

İnşai dava, yeni bir hukuki durumun yaratıldığı veya mevcut hukuki durumun değiştirilmesi yahut hukuki durumun tümüyle ortadan kaldırıldığı bir dava çeşididir. Boşanma davaları, inşai davalardandır. Bir inşai hakkın dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğu hallerde (boşanma gibi) inşai dava açılması şarttır. İnşai hükümler, kanunlarda belirtilen istisnalar dışında geçmişe yürümez.

Kısmi dava
Madde 109- (1) Talep konusunun niteliği itibariyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.

(2) Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz. (01.04.2015 tarih ve 6644 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırıldı.)

(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.

Aynı hukuki ilişkiden doğan bir alacağın şimdilik sadece bir kısmı dava ediliyorsa, kısmi dava söz konusudur. Ancak dava konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması şarttır. Üçüncü fıkraya göre, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmadan dava açılmaş olması, bu haklardan feragat edildiği anlamına gelmeyecektir. Ancak kalan kısım yönünden açıkça bir feragat durumu söz konusu ise, elbette ki alacak sona ermiş olacağından, kalan kısım, ek dava yoluyla da ileri sürülemeyecektir. 109. madde sonrası artık dava dilekçelerinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğuna ilişkin ibare kullanılmasına gerek kalmamıştır. Zira, bu konudaki yerleşik Yargıtay kararı, geçerliliğini artık yitirmiş bulunmaktadır.

Davaların yığılması
Madde 110- (1) 
Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümüm bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şarttır.

Davaların yığılması müessesesi de usul hukukumuza yeni giren kavramlardandır. Koşulları ise, davalıya karşı birbirinden bağımsız birden fazla asli talebin ile sürülmesi, taleplerin aynı yargı türüne ait olması ve tüm talepler yönünden geçerli ortak bir yetkili mahkeme bulunmasıdır. Bu dava türünde taleplerin tümü birbirinden bağımsız, eşdeğer ve aynı derecede öneme sahiptir. Her bir talep, farklı edimlerin gerçekleştirilmesine yönelmiştir. Görünüşte tek dava bulunmasına karşın, gerçekte talep sayısı kadar dava mevcuttur. Mahkeme, taleplerin tümü hakkında ayrı ayrı karar vermek ve bunları hükümde göstermek zorundadır. Ayrıca dava şartları da her bir talep yönünden ayrı ayrı değerlendirilir. Son olarak, davaların yığılması durumunda, birlikte ileri sürülen talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağın bulunması şart değildir. Ortak olan tek konu, delillerin ikamesiyle tahkikat aşamalarıdır.

Terditli dava
Madde 111- (1) Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik – fer’ilik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır.

(2) Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’i talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.

Terditli dava, HUMK döneminde uygulaması bulunan ancak kanuna yeni girmiş bir düzenlemedir. Koşulları ise, davalıya karşı birden fazla talebin, aralarında aslilik – fer’ilik ilişkisi içinde ileri sürülmesi ve talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması zorunluluğudur. Taleplerin tümünün birbirinden bağımsız ve asli olduğu davaların yığılmasından en büyük farkı da budur. Ayrıca yine davaların yığılması müessesesinden bir diğer farkı da talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağın bulunması zorunluluğudur. Terditli davada talepler, bir aslilik – fer’ilik ilişkisi içinde sunulur. Yani, önce asli talep, sonra fer’i talep belirtilir. Mahkeme de önce asli talebi inceler, bunu esastan reddettiği takdirde fer’i talebe geçer. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus, terditli dava sonunda verilen kararın terditli olmadığıdır. Zira, asli talep veya fer’i talep kabul edilmiş yahut dava reddedilmiş olacağından, ortada bir tek hüküm bulunacaktır. Tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedelin iadesi davaları terditli davaya örnek olarak gösterilebilir.

Seçimlik dava
Madde 112- (1) Seçimlik borçlarda, seçim hakkı kendisine olan borçlu veya üçüncü kişinin bu hakkı kullanmaktan kaçınması halinde, alacaklı seçimlik dava açabilir.

(2) Seçimlik davada mahkeme, talebin hukuka uygun olduğu sonucuna varırsa, seçimlik mahkumiyet hükmü verir.

(3) Seçimlik mahkumiyet hükmünü cebir icraya koyan alacaklı, takibin konusunu, mahkumiyet hükmünde yer alan edimlerden birisine hasretmek zorundadır. Ancak, bu durum, borçlunun, diğer edimi ifa etmek suretiyle borcundan kurtulma hakkını ortadan kaldırmaz.

İlk fıkrada seçimlik dava açılabilmesi hali düzenlenmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken, seçimlik borç durumunun söz konusu olmasıdır. Bunun anlamı, seçim hakkının borçlu veya üçüncü kişiye ait olması ve bu hakkı kullanmaktan kaçınması durumudur. Alacaklı, böyle bir durumda davacı sıfatıyla seçimlik dava açabilecektir. Ancak seçim hakkının alacaklıya ait olması durumunda bir seçimlik dava değil, belirlenmiş bir seçime ilişkin hakla ilgili olarak eda davası söz konusu olacaktır. Seçimlik davada hüküm de, talebe uygun olarak seçimlik bir mahkumiyet kararı olacaktır. Maddenin üçüncü fıkrasında, seçimlik davada verilen hükmün icrasına ilişkin de açıklık getirilmiştir. Buna göre, icra takibinde takip konusunun belirli olması prensibi uyarınca, hükümdeki edimlerden birini talep olarak göstermek zorundadır. İcra müdürü de buna uygun olarak bir icra emri çıkaracaktır. Ancak borçlu, icra emrinin konusunu oluşturan edim yerine hükümde yer alan bir diğer edimi yerine getirmek suretiyle de takibin sona ermesini sağlayabilecektir. Bu düzenleme ile seçimin yine borçluda kalması ve alacaklıya geçmesinin engellenmesi sağlanmış olmaktadır.

Topluluk davası
Madde 113- (1) Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçmesi için dava açabilir.

Topluluk davası, usul hukukumuza ilk defa girmiş bulunmaktadır. Mevzuatımıza ilk girişi ise, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile olmuştur. Bu kurum, esasen Anglo-Sakson hukuku kökenlidir. Bu kapsamda dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde üyelerinin veya mensuplarının veya temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak amacıyla kendi adlarına ve ilgililerin haklarını tespit veya hukuka aykırı durumun giderilmesi veya gelecekteki haklarının ihlalinin önüne geçilmesini temin amacıyla dava açabilmektedirler.

Yazar: Av. Aydoğan TAN

Av. Aydoğan TAN
Hukuk Sokağı kurucusu, editörü. Avukat, arabulucu, hukukçu bilirkişi.

Ayrıca bknz.

Yeni HMK Tarifeleri Bugün Yürürlükte

28.09.2014 tarih ve 29133 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan tebliğler ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu ücret tarifeleri …