Anasayfa / İçtihatlar / Belediyelerin Kanunda Yer Alanların Dışında Gelir Kaynağı Olamayacağı

Belediyelerin Kanunda Yer Alanların Dışında Gelir Kaynağı Olamayacağı

ÖZET: Belediyelerin gelir kaynakları kanunda tahdidi olarak sayılmıştır. Bunların dışında gelir elde etmesi kabul edilemez.

YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E:
 2008/4-321 K: 2008/303 T: 09.04.2008

Taraflar arasındaki “Menfi Tespit” davasından dolayı yapılan yargılam asonunda, A. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 20.07.2006 gün ve 2005/401 – 2006/272 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 05.72007 gün ve 2006/10432-20079161 sayılı ilamı ile,

(…Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece talep kabul edilmiş, karar davalı tarafından temyiz olunmuştur. Davacılar, davalı idarenin kendileri aleyhine kaçak suyu kullandıklarına dair düzenlenen tutanak gereğince kaçak su bedeli talebinde bulunduğunu, ancak kendilerinin kullandığı kuyunun işlettikleri oteldeki pis sların ve yağmur sularının biriktirildiği bir kuyu olup, kazan dairesini suların basması basmaması için motor aracılığıyla çekilip kanalizasyona boşaltıldığını belirterek borçlu olmadıklarının tespitini istemişlerdir.

Davalı cevabında görevlilerce yapılan denetimde davacıların kuyudan temin ettikleri suyu kullandıklarının tespit edildiğini ileri sürerek davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece söz konusu kuyunun drenaj amacıyla yapıldığı, suyunun içme veya kullanma suyu olarak kullanılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle istem kabul edilmiştir. Dosyada bulunan kaçak su zaptı tutanağı düzenleyen tanıkların beyanları ve davalı idare elemanlarının denetim sırasında çektiği fotoğraflar dikkate alındığında, kuyudan çıkarılan suyun sac depoya borularla bağlandığı ve oradan da yine borularla otele dağıtım yapılarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapıaln keşif sırasında her ne kadar kuyunun drenaj amaçlı olduğu yönünde kanaat uyanmamışsa da kaçak kullanım tutanağı sonrasında keşif tarihine kadar söz konusu yerde değişiklikler yapılmış olduğu bilirkişi raporundan ve tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Bu haliyle davacıların kaçak kuyu suyu kullandıkları sabit olup zarar kapsamı belirlenerek sonucuna göre karar verilebilir. Anılan yön gözetilmeden istemin tümden kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalı Vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, kaçak kuyu suyu kullanıldığı iddiasıyla davalı tarafından davacılar hakkında tahakkuk ettirilen tutarla ilgili menfi tespit istemine ilişkindir.

Davacılar H. ve V. vekili, davacıların çalıştırdığı işyerinde pis suların ve yağmur sularının biriktirildiği bir kuyu bulunduğunu, kazan dairesini su basmaması için yaptırılan bu kuyuda biriken pis suların motorla çekilip, hortumla kanalizasyona boşaltılmakta olduğunu; davalı elemanlarının yeterli inceleme yapmadan, bu kuyu ile ilgili olarak kaçak su kutanağı düzenlediklerini, davalıya bağlı Kaçak Su Müdürlüğü7ün de bu tutanağı esas alarak, kaçak olarak su kullanıldığı gerekçesiyle davacılar hakkında 14.322 YTL tutarında kaçak su kullanım bedeli tahakkuk ettirip, bunu davacılardan istediğini; davacıların hiçbir şekilde kaçak su kullanmış olmadıklarını, söz konusu kuyunun bir su kuyusu değil, pis suların biriktirildiği bir kuyu olduğunu, bu hususun yapılacak keşifle de belirleneceğini, esasen, biriken suarın içme suyu olarak veya herhangi bir işte kullanılmasının mümkün de bulunmadığını ileri sürerek, tahakkuk ettirilen 14.322 YTL tutarında kaçak su bedelinden dolayı davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı A. Genel Müdürlüğü vekili, davacıları çalıştırdığı işyerinde davalı kurumun bilgisi ve aboneliği dışında kuyu suyu kullanıldığını, kaçak su ekiplerinin bu durumu tespit ederek 28.09.2005 tarihli tutanağı düzenlediklerini, inceleme sırasınd adavacıların başkaca bir abonelikleri bulunmadığını ve işyerinde kuyudan temin ettikleri suya boru takmak suretiyle su ihtiyaçlarını kaçak yoldan sağladıklarının belirlendiğini, bu tutanağa dayanılarak, Yönetmelik gereğince dava konusu tahakkukun yapıldığını, tahakkukun kullanım bedelinden ve ceza bedelinden oluştuğunu, 167 sayılı Yer Altı Suları Hakkında Kanun’da yer altı sularının kullanımı için gerekli ön şartlar, kayıtlarının yapılması, tescili, bunlar bulunmadığı takdirde verilecek cezalar ve benzeri konularda açık hükümler bulunduğunu cevaben bildirmiştir.

Yerel Mahkeme; mahallinde yapılan keşif sırasındaki gözlemlere ve bilirkişi raporundaki açıklamalara göre, söz konusu kuyunun içme veya kullanma suyu sağlamak amacına değil; otel olarak kullanılan işyerinin bodrum katında oluşan sızıntı suların bina temellerine zarar vermemesi için bir araya toplanması ve takılan borularla pompalar vasıtasıyla binadan uzaklaştırılması amacına yönelik olduğu; drenaj amacıyla yapılan kuyudaki pis suyun, içme suyu olarak veya başka bik amaçla kullanılmasının mmümkün bulunmadığı, drenaj kuyusundaki su nedeniyle davacıya kaçak kullanımdan dolayı ücret tahakkuk ettirilmesinin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı idarece talep edilen 14.322 YTL kaçak su bedelinden davacıların borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş; Özel Daire bu kararı metni yukarıda bulunan ilamla bozmuş; yerel mahkeme, önceki gerekçesini tekrarlayarak ve ayrıca, davacıların kuyu suyu kullandıklarının kabulü halinde dahi, davalının herhangi bir alacak talep edemeyceğini,zira, 2464 sayılı kanunun 2339 sayılı kanun ile değişik 97/1. maddesinde yer alan ve belediye gelirleri arasında, belediye ve mücavir alan içerisinde yer altı sularında kamu ve özel kişiler tarafından elde edilen kullanma ve sanayi sularından alınacak ücretleri de sayan hükmün Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiğini, yürürlükteki mevzuatta ise davalının böylesi bir alacak talebinde bulunmasına olanak tanıyan herhangi bir hüküm bulunmadığını gerekçe göstererek önceki kararında direnmiştir.

Davalı A. Genel Müdürlüğü elemanlarınca yapılan denetim sırasında, davacıların işlettiği otelin bodrum katında su kuyusu bulunduğu ve bu şekilde davalı kurumun bilgisi dışında kuyu suyu kullanıldığı iddiasıyla tutanak düzenlenmiş; bu tutanaktaki veriler esas alınarak, davadaki menfi tespit isteminin konusunu oluşturan kaçak su fişi düzenlenmiş ve davalılara tebliğ edilmiştir.

Direnme kararındaki genişletilmiş gerekçe karşısında; öncelikle, konuya ilişkin yasal düzenlemeler itibariyle, davacıların kuyu suyu kullandıklarının kabulü halinde dahi, davalı A.’nın buna dayalı olarak alacak talep etmesinin hukuken mümkün bulunup bulunmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

Belediyelerin yerine getirmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetlerinin gerektirdği harcamaların karşılığını oluşturan ve büyük bir bölümü kamu hukukuna dayalı olan gelir kaynakları, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda sayılmıştır. Ağırlıklı olarak bu gelir kaynakları, İlan ve Reklam Vergisi, Eğlence Vergisi, Haberleşme Vergisi, Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi gibi çeşitli vergilerden; İkinci Kısımda düzenlenen belediye harçlarından ve Üçüncü Kısımda düzenlenen harcamalara katılma paylarından oluşmaktadır. “Ücrete tâbi işler” başlıklı 97. maddede ve ayrıca “Müze giriş ücretleri ile madenlerden belediyele pay” başlıklı mükerrer 97. maddede, belediyelerin gelir elde edecekleri diğer kaynaklar düzenlenmiştir. Söz konusu 97. maddenin 03.12.1985 gün ve 3239 sayılı Kanunun 125. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki metni, belediyelere sadece ilgililerin isteğine bağlı olarak yapacakları, harç ve katılma payı konusuna girmeyen her türlü hizmet için, belediye meclislerince düzenlenecek tarifelere göre ücret alma yetkisi vermekte idi. Anılan edğişiklik sonucunda, “Ücrete tâbi işler” başlıklı 97. maddenin birinci fıkrası “Belediyeler bu kanunda harç veya katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı olarak ifa edecekleri her türlü hizmet ve belediye mücavir alan sınırları içerisinde yer altı sularından kamu ve özel kişiler tarafından elde edilen kullanma ve sanayi suları için belediye meclislerince düzenlenecek tarifelere göre ücret almaya yetkilidir. Belediyeye tekel olarak verilmiş işler kendi özel hükümlerine tâbidir.” şeklini almıştır. Ancak, madde metnindeki “…ve belediye mücavir alan sınırları içerisinde yer altı sularından kamu ve özel kişiler tarafından elde edilen kullanma ve sanayi suları…” ibaresi ve ayrıca, “Yer altı sularından kamu ve özel kişiler tarafından elde edilen kullana ve sanayi sularına ait ücretler İstanbul’da İSKİ, 3030 sayılı kanunun uygulandığı yerlerde Büyükşehir Belediyeleri tarafından tahsil edilir.” hükmünü taşıyan ikinci fıkrası, Anayasa Mahkemesi’nin 31.03.1987 gün ve Esas: 1986/20, Karar: 1987/9 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Belediyelerin gelir kaynaklarının büyük bir bölümü kamu hukukuna dayandığından ve üstlenilen kamu hizmetlerinin gerektirdiği harcamaların karşılığını oluşturduğundan, belediyelerin alacakları vergi, resim, harç ve benzerlerinin Anayasa’nın 73. maddesinde öngörülen esaslar dairesinde kanunla konulması zorunludur. Başka bir ifadeyle; belediyeler, kanunla düzenlenmemiş olan herhangi bir gelir kaynaığını oluşturamazlar ve kullanamazlar. Aksi takdirde, o gelir kaynağı hukuksal dayanaktan yoksun olur.

Yukarıda açıklandığı ve direnme kararında da değinildiği üzere; belediyelere, mücavir alan sınırları içerisinde yer altı sularından elde edilen kullanma ve sanayi sularından ücret alma yetkisini veren kanun hükmü iptal edilmiş ve onun yerine, aynı yetkiyi içeren herhangi bir kanun hükmü konulmamış bulunduğuna; mevzuatımızda bu yönde başkaca bir kanuni düzenleme de mevcut olmadığına göre; somut olayda davalı idarenin, kendisine ait Tarifeler Yönetmeliği’ndeki düzenleme çerçevesinde, davadaki menfi tespit isteminin konusunu oluşturan bedeli tahakkur ettirmesinin hukuki dayanaktan yoksun bulunduğunun kabulü gerekir.

Somut olayda, yukarıda değinilen 97. madde anlamında ilgilinin isteğine bağlı olarak ifa edilmiş bir hizmetin varlığından söz edilemeyeceği de açıktır. Bu kabul karşısında, somut olayda kaçak su tutanağına konu kuyunun yeraltı suyu elde etme amacıyla mı yoksa drenaj amaçlı olarak mı tesis edilmiş bulunduğunun da herhangi bir önemi ve varılan sonuca bir etkisi yoktur.

Hal böyle olunca, yerel mahkemenin aynı gerekçeye dayalı, davanın kabulüne dair direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 09.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yazar: Av. Aydoğan TAN

Av. Aydoğan TAN

Hukuk Sokağı kurucusu, editörü. Avukat, arabulucu, hukukçu bilirkişi.