Genel Kamu Hukuku Ders Notları

Av. Aydoğan TAN —  10 Aralık 2007 — Yorum yapılmamış

Selçuk Üniversitesi Hukuk FakültesiSelçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku 2006/07 ders notlarıdır.

DERSİN HOCASI     : Yrd. Doç. Dr. Reyhan SUNAY

 

GENEL KAMU HUKUKU’NUN İNCELEME KONUSU

Yani, Genel Kamu Hukuku, öncelikle devleti, sonra da kişilerin hak ve hürriyetlerini inceler. Genel Kamu Hukuku, anayasa hukuku ile yakın olmakla birlikte, konuları ele alış tarzı bakımından anayasa hukukundan ayrılır. Anayasa hukuku, somut, belli bir devleti incelerken; genel kamu hukuku insan hak ve hürriyetlerini belli bir ülkeyle sınırlı olmaksızın soyut ve genel olarak ele alır. Mesela; “Devlet ilk olarak ne zaman ortaya çıkmıştır?”, “Devletin ortaya çıkışında etkili olan düşünceler nelerdir?”, “Devletin şekli ve türleri nelerdir?”, “İnsan hak ve hürriyetleri ilk defa ne zaman ve hangi koşullarda ortaya çıkmıştır?”, “Tabii hukuk insan hak ve hürriyetlerine nasıl bakar?”, “İnsan hak ve hürriyetlerinin 20. yüzyıldaki koruması nasıl gerçekleşmiştir?” gibi sorularla ilgilenir.

DEVLET

Bugünkü anlamda modern devletin ortaya çıkışı 16. yüzyıldır. bundan önceki teşkilatlanmalar modern devlet olmayıp, şehir devleti, site devleti, imparator devlet, feodal devlet adı verilen devlet örgütleridir. Bir de 18. yüzyılda ortaya çıkan ve günümüze kadar gelen ulus devlet modeli vardır.

Site Devletinin Özellikleri
· Yöneten ve yönetilen ayrımı yoktur. Sade vatandaşlar da devlet işlerini görebilmektedirler. Mesela, halk yargılama faaliyeti yapabilmekte veya savaş kararı alabilmektedir. Yine halk kendi uyacağı yasaları kendisi çıkarabilmektedir. Her ne kadar doğrudan bir demokrasi gibi görünse de aslında bu sınırlı bir doğrudan demokrasi örneğidir. Zira bu hakları yalnızca köle olmayan, hür erkekler kullanabilmektedir.
· Kurumsallaşma yoktur. Yasama, yürütme ve yargı şeklinde organik ve fonksiyonel açıdan bir devlet örgütlenmesi mevcut değildir. Herhangi bir topluluk hem kanun çıkarır, hem uygular ve hem de yargılama yapabilir.
amp;middot; Merkezi bir örgütlenme yoktur. Yani, devlet faaliyetlerinin tek elden yürütüldüğü bir merkez organı bulunmamaktadır.
· Devletin tebaası arasında farklılıklar vardır. Köle-hür, erkek-kadın gibi.Bunlardan sayılan ilk üç özellik, site devletini günümüz modern devletinden ayırır.

İmparator Devletin Özellikleri
· Şahsa itaat söz konusudur.
· Kurumsallaşma gelişmemiş ya da tam olarak mevcut değildir. Bu devlet türüne klasik örnek olan Roma İmparatorluğu’nun çöküş nedeni şudur: Sürekli yeni toprakların fethi sonucu genişleme ölçüsünde imparatorluk topraklarının tümünde aynı kanunları uygulamak imkânsız hale gelmiştir. Bu nedenle de son fethedilen yerler, gederek merkezin kanunlarını uygulamamaya başlamışlardır. Bu da özerkliğe neden olmuş ve çöküş başlamıştır.
· ize: 10pt; font-family: ‘Arial’,’sans-serif’”>Sürekli olarak fetihlerin yapılmasına bağlı olarak devletin sınırları belirsiz bir nitelik arz etmektedir. Bugünkü manada kesin bir sınır kavramı oluşmamıştır.

Feodal Devletin Özellikleri
· Parçalanmış bir yapı arz eder. Merkeziyetçi bir örgütlenme yoktur. Devlet faaliyetleri tek bir elden yürütülememekte, krallar, feodal beyler ve kilise arasında paylaşılmaktadır. Toprakların bir kısmında kralın yasaları, başka bir kısmında ise feodal senyörün kanunları geçerlidir.
· Bir önceki özelliğin sonucu olarak, ülke içinde yaşayan herkese aynı kanunlar uygulanmamaktadır.
· Kesin sınır kavramı yine yoktur. Ülke sınırları belirsizlik taşımaktadır.
· Şahsa itaat söz konusudur. Feodal senyörün toprakları içinde yaşayanlar feodal senyöre; kralın hakimiyetindeki topraklarda yaşayanlar krala itaat etmektedirler.
· Kurumsallaşma yoktur. Feodal senyör de kral da kendi hakimiyet sahaları içerisinde kanun yapma, uygulama ve yargılama yetkilerine sahiptir. Kurumsallaşma önemlidir, zira, kurumsallaşmanın olmaması durumunda yönetim çok kolay bir biçimde istibdada gidebilir.

Modern Devletin Özellikleri
· Modern devletle birlikte artık yöneten / yönetilen ayrımı bulunmaktadır.
· Merkezileşme ve tek bir elden yönetim olgusu gerçekleşmiştir. Modern devletin ortaya çıkışı belirli tarihsel koşulların ürünüdür. Modern devlet, ortaçağın üç iktidarı (kral, senyör, kilise) arasındaki mücadeleyi kralın kazanmasıyla ortaya çıkmıştır. Modern devletin ortaya çıkışındaki temel hedef siyasi birliği ve devlet hayatında bütünleşmeyi sağlamaktır. Kısaca modern devlet, ortaçağın parçalanmış feodal devlet yapısına bir tepkidir.
· ‘Kurumlaşmış’ siyasi bir örgütlenmedir. Bugünkü anlamda yasama, yürütme, yargı ayrımı yoktur. Kurumlaşma, ilişkilerin şahsa bağlı olarak yürümemesi, belli kurallar çerçevesinde belli kişilerce yerine getirilmesidir. Bunlardan en önemlisi bürokrasidir. Bürokrasi, modern devletin ortaya çıkardığı bir kurumdur. Kurumlaşmayla birlikte şahsa itaat ortadan kalkmış, bunun yerine kurumlara, devlete itaat geçmiştir. Ancak yine de 16. ve 18. yüzyıl arası dönemde kralın şahsı ile devletin özdeşleştiği görülür.. XVI. Luis’nin “Devlet benim” sözü önemlidir. Bu nedenle bu devlete kral devlet de denir.
· Modern devlet, milli bir devlettir. Milli olmak, belli bir sınır ve coğrafi alanla sınırlı olmak demektir. Bu dönemde uluslararası anlamda sınır kavramı oluşmuştur (kesin sınır kavramı). Otuz Yıl Savaşları’nı sona erdiren 1648 Westphalia Anlaşması ile bir devletin yasalarının ancak kendi ülkesi sınırları içerisinde geçerli olacağı esası benimsenmiştir. Yine bu anlaşmayla hiçbir devletin diğer devletlerin iç işlerine karışmayacağı prensibi de kabul edilmiştir. Böylece ulusal sınır kavramı pekişmiştir. Kısaca, ‘modern devlet, belli bir coğrafi alan temeline dayanan topraksal devlettir’ tanımlamasını yapabiliriz.
· Modern devletin insan unsuru tebaa ya da uyruk tabiriyle nitelendirilmektedir. Tebaa ve uyruk, vatandaşlık sıfatının karşıtı olan ifadelerdir. Zira tebaanın hukuken güvence altına alınmış olan hakları söz konusu değildir. Oysa vatandaş kavramında kişinin hakları güvence altına alınmıştır. Modern devlette vatandaşlık kavramı olmadığı gibi, kişilerin devlete karşı ileri sürebilecekleri hakları da (tabii hak anlayışı) yoktur. Bu statü, ulus devletin kuruluşuna dek devam etmiştir. Modern devletten ulus devlete kadar geçen iki asır boyunca, kişilerin devlet karşısında bugün bize çok olağan gelen kişi güvenliği, yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı, kişi dokunulmazlığı gibi haklar yoktur. Dolayısıyla devletin kişilere istediği türde muamele edebildiği bir devlet anlayışı hâlâ söz konusudur.

Ulus Devletin Özellikleri
· 18. yüzyılda ortaya çıkmış ve Fransız İhtilali’nin de etkisiyle tüm dünyaya yayılan milliyetçilik akımının ortaya çıkardığı devlet türüdür. Birçok özellik bakımından modern devletle paralellik gösterir. Mesela, toprak temelli olması, sınırlarının kesinlik arz etmesi, merkezileşmiş yapısı modern devletteki gibidir. Yine modern devletteki gibi yöneten/yönetilen ayrımı, ulus devlette de vardır. Ulus devletin modern devletten farkları ise şunlardır:
· Modern devletteki kurumlaşmış yapı, ulus devlette artık kurumsallaşmaya dönmüştür.
· En önemli fark olarak; insan unsuru artık tebaa ya da uyruk değil, ulustur, millettir. Yani milletin hukuki karşılığı olan vatandaştır Vatandaş, hak ve özgürlükleri hukuk metinleriyle devlete karşı güvence altına alınmış kişidir.
· Ulus devlette doğallık anlayışı vardır. Herkes özgür ve eşit doğar, doğuştan haklara ve özgürlüklere sahiptir.
· Ulus devletle birlikte artık kral-devlet özdeşliği sona ermiştir. Devlet artık yöneticilerin kişiliğinden ayrı, soyut bir kurumdur. Eskiden krala ait olan egemenlik, burada artık ulusa geçmiştir (milli egemenlik prensibi).

Günümüzde büyük ölçüde geçerli olan devlet anlayışı ulus devlettir. Ancak 21. yüzyılın başlarındaki şu yıllarda bir tartışma da vardır. Buna göre; günümüzde ulus devlet birçok açıdan uluslararası toplumun müdahalelerine maruz kalmakta, bu da ulus devleti zayıflatmaktadır. Bu nedenle de yakın vadede ulus devlet tipi ortadan kalkacaktır. Buna göre, ulus devletin ortadan kalkmasıyla küresel (evrensel / kozmopolit) devlet, dünya hükümeti kurulacaktır. Dante de yüzyıllar önce bunu şöyle ifade etmiştir: “Ayrı ayrı ülke toprakları olmazsa ve tüm prensipler tek bir imparatorluk çatısı altında birleşirse savaşlar ortadan kalkacak ve tek bir devletin egemenliği söz konusu olacaktır.”
Ancak böyle bir durumun pratiğe geçmesi hiç de kolay değildir. Bu konuda en ileri aşama olan Avrupa Birliği’ni ele alalım: Avrupa Birliği, her ne kadar ekonomik bir güç olsa da siyasi olarak tek bir ses olamıyor. Özellikle uluslararası problemlere ek bir ses olarak çözüm üretemiyor. Dolayısıyla AB, ekonomik birlikteliğini siyasi birlikteliğe dönüştürmedikçe meşruluğu da tartışılmaya devam ediyor. Bu da bize göstermektedir ki, ulus devletlerin yakın zamanda ortadan kalkacağı yolundaki argüman zayıftır. Ancak şu da vardır ki, ulus devletler bugün, 18. yüzyıldaki gibi her alana hükmedebilen, her alanda politika uygulayabilen bir güce sahip değildir. Kabul edilmektedir ki, ulus devlet güç kaybına uğramaktadır. Ancak bu, özellikle küreselleşmenin getirdiği bir olgudur. Ulus devletin güç kaybına uğruyor olması, onun mutlaka yok olacağı anlamına gelmez. Kaldı ki ulus devlet, her ne kadar bazı alanlarda güç kaybına uğramaktaysa da, birçok alanda da güç kazanmaktadır. Mesela, bilgisayar teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak kişisel bilgilere erişim gibi konular ulus devletin elini güçlendirmektedir.

DEVLETİN TANIMLANMASI

Devlet, kelime anlamıyla Arapça el değiştirme, elden ele geçme anlamına gelen ‘devl’ kökünden gelmektedir. Osmanlı, devleti mülk olarak da adlandırmış ve devlet talih, kısmet, mutluluk anlamlarında da kullanılmıştır.

Geniş Anlamda Devlet

Geniş anlamıyla devlet, insanların, bir siyasi birlik kuracak şekilde örgütlenmeleridir. Bu örgütlenme, toplumdaki diğer örgütlenmelerden, birliklerden üstündür. Ancak bu üstünlük her konuda değil, hukuki olaraktır. Mesela, devletin, ahlâki olarak insandan üstün olduğunu söyleyemeyiz. Devlet, ülke sınırları içindeki herkesin, her kurumun tâbi olacağı yasaları yürürlüğe koyar ve uygular. Devlet, herkes için bağlayıcı kararlar almaya yetkili kurumlar bütünüdür. Toplum içinde otoritesi en yüksek olan ve cebir gücüne meşru olarak sahip olan bir yapılanmadır. Vatandaşlar, devletin kurallarına kendi iradeleriyle uymadıklarında bir müeyyide ile karşılaşırlar. Devlet tarafından uygulanan bu yaptırıma meşru şiddet tekeli denir. Meşru şiddet tekeline sadece devlet sahiptir. Şiddet kullanma tekeli, devlet dışında başka kişi ve kurumlar arasında da dağıtılırsa o siyasi topluluk içinde düzen ve otorite bozulur. Cebir gücünün merkezi bir kurum tarafından uygulanmaması durumunda herkes kendi kuralını koyup uygulayacağından böyle bir durumda düzen kurulamaz.

Dar Anlamda Devlet

16. yüzyıldan sonra Avrupa’da gelişen modern devlete karşılık gelmektedir. En önemli özelliği merkezileşmiş ve kurumlaşmış bir yapıya sahip olmasıdır.

DEVLET TÜRLERİ

MARKSİST DEVLET

Devleti bir sınıf yapısı olarak tanımlar. Buna göre devlet, bir sınıfın (burjuvazi), diğer bir sınıfı (proleterya) egemenliği altına aldığı bir örgütlenmedir. Marksist görüşe göre devlet, belli safhalardan sonra ortadan kalkacaktır. Bu safhalar 3 tanedir:

1. Proleterya Devrimi
2. Sosyalizm Aşaması
3. Komünizm Aşaması

Buna göre devlet, bu aşamalardan geçerek komünizm aşamasına gelecek ve burada kendiliğinden ortadan kalkacaktır. İlk aşama 1917′de Bolşevik Devrimi’yle gerçekleşmiştir. Sosyalizm aşaması, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin tamamen devletin eline geçtiği dönemdir. SSCB ve 1980′lere dek Çin’de uygulanmıştır. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin yasaklanmasının nedeni, sınıflaşmayı önlemektir. Amaç, burjuvazinin işçi sınıfını sömürmesinin önüne geçmektir. Yani bireyler otomobil fabrikası kuramayacak, ancak otomobil sahibi olabileceklerdir. Komünizm aşaması da sınıfsız toplumun gerçekleştiği aşamadır. Bu safhaya geçildiğinde işçi sınıfı ile burjuvazi gelir açısından birbirine eşit olacak ve sonunda devlet kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Bu son aşama pratik açıdan gerçekleşmemiştir. SSCB ve demir perde ülkeleri bu aşamaya geçemeden dağılmışlardır.

KUTSAL DEVLET ANLAYIŞI (İDEAL DEVLET)

Kutsal devlet anlayışının başlıca savunucusu Alman filozof Hegel’dir. Hegel’e göre, devlet, en üstün ahlâki varlıktır. Devlet, bireyden ve toplumdan üstündür, yeryüzündeki mutlak güçtür. Devlet bir amaçtır. Devletin temel görevi, kendini idame ettirmektir. İtalyan düşünür Machiavelli’ye göre ise devletin kendisini devam ettirebilmesi için her yolu kullanması meşrudur. Zira amaç, aRacı meşru kılar, amaç meşru ise ona ulaşmak için denenecek tüm yollar da meşrudur. Bu görüş İtalya’nın siyasi bütünlüğünü sağlamak için ileri sürülmüştür. Demokratik devletlerdeyse amaç, bireylerin hak ve özgürlüklerini korumaktır. Bu da kamusal düzeni sağlar ve devletin kendini idame ettirmesi kolaylaşır.
Kutsal devlet anlayışında en üstün değer devlet olduğu için insan, ancak devlet sayesinde bir değere sahip olmaktadır. Birey-devlet ilişkisinde öncelik devlettedir. Bunu ifade eden temel anlayış; devletin insanlar için değil, insanların devlet için var olduğudur. Günümüzde ise, insanların, salt insan oldukları için, insan olmaları sıfatıyla değerleri vardır. Bu değeri devlet vermemiştir. Bu ilke “insan onuruna saygı ilkesi” olup, birçok insan hakları belgesinde yer almıştır.
Kutsal devlet anlayışı en üstün değer olan devlet kurumu ile bütün toplumu kuşatıcı ve bireyi devlet karşısında eriten bir anlayıştır. Diğer taraftan devlet, toplumdan bağımsız olarak varolan ve meşruluğunu kendinden alan bir varlıktır. Bireylerin, devlete karşı ileri sürebilecekleri ve hukuksal güvence altına alınmış özgürlükleri mevcut değildir. Bu devlet anlayışı tabii hukuk anlayışından uzak bir anlayıştır. Zira, tabii hak görüşüne göre, her insanın yalnızca insan olarak doğması itibariyle birtakım hak ve özgürlüklere sahip olduğu ve bunları devlete karşı ileri sürebileceği kabul edilir.
Günümüz modern devletinde kişiler salt insan oldukları için hak ve özgürlüklere sahipken, kutsal devlet anlayışında, kişiler, ancak devletin izin verdiği ölçüde haklara sahiptirler. Kutsal devletin denetlenebilmesi ve sorgulanabilmesi de mümkün değildir. Kutsal devlet, aynı zamanda -bu anlamda- ideolojik devlettir.

İdeolojik Devlet Anlayışı : İdeolojik devlet, tarafsız devletin karşısındadır. Resmi bir ideolojinin hakim olduğu ve devletin bütün faaliyetlerinin bu ideoloji çerçevesinde yürütüldüğü bir devlet biçimidir. Böyle bir devlet anlayışında bireylerin hepsi aynı statüde değerlendirilmemektedir. Bireyler resmi ideolojiye olan yakınlıkları ya da muhalefetlerine göre farklı sınıflara ayrılmaktadırlar. Bunun sonucu olarak, ideolojik devlette yasa önünde eşitlik prensibi de ihlâl edilmektedir.

Bütün bu özellikler bir arada düşünüldüğünde kutsal devlet anlayışı hukuk devleti anlayışının tersidir. Zira, hukuk devletinde, devlet adına yetki kullananlar (yöneticiler), yaptıkları işlerden hem hukuken hem de siyasi olarak sorumludurlar. Oysa kutsal devlet anlayışında sorumluluk olgusu yoktur. Devlet eleştirilemez, kontrol edilemez, denetlenemez.

Genel Kamu Hukuku notlarını indir

Av. Aydoğan TAN

Av. Aydoğan TAN

Posts Twitter

Hukuk Sokağı kurucusu ve editörü. Amatör meraklı, blog yazarı. Avukat. Daha çok hukuk ve teknolojinin kesiştiği konularda yazıyor ve Hukuk Sokağı'nı daha popüler bir blog haline getirmek için çalışıyor.