Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Notları

Av. Aydoğan TAN —  10 Aralık 2007 — Yorum yapılmamış

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Muhakemesi Hukuku 2006/07 ders notlarıdır.
Ders Hocası : Doç. Dr. M. Onursal CİN

5560 s. yasa ile yapılan değişiklikler sonrası güncellenmiştir.

Ceza Yargılaması Hukuku

Bir kimsenin fiilinin suç olduğu şüphesi üzerine başlayan ve bu şüphenin yenilmesine kadar devam eden bir dizi faaliyettir. Bu faaliyet, üç temel hareket tarzı şeklinde kendini gösterir:

1 Tez (iddia)
2 Antitez (savunma)
3 Sentez (Yargılama)

Savcı tezi ortaya atar, mesela, “(A) şahsı hırsızlık yapmıştır” (iddia). Böylece yargılama faaliyeti başlar. Bundan sonra zanlı veya vekili tarafından antitez ileri sürülür (savunma). Hakim de bu tez ve antitezi değerlendirerek bir senteze ulaşır (yargılama).Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, şekli gerçek olmayıp, gerçeğin ta kendisidir. Ceza yargılamasının kuralları hukuk yargılamasına göre farklılık gösterir. Mesela, ceza yargılamasında tamamen delil serbestisi geçerlidir. Her şey, her şeyle ispat edilebilir. Hatta hakim kendisi dahi delil bulabilir. Ceza yargılamasında ikrar hakimi bağlamaz vs. Ceza yargılaması sistemleri içinde bulundukları rejime göre de değişmektedir. Ceza hukukunda ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi geçerlidir. Bunun sonucu olarak yargılanan kimse hakkında suçlu olduğuna dair kesin bir kanaat oluşmamışsa beraat ettirilir. Bu, “masum birinin haksız yere özgürlüğünün kısıtlanmasındansa, suçlu birinin özgürce dışarıda dolaşması daha iyidir” şeklinde ifade edilmiştir.

Ceza yargılamasının temel kanunu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’dur. Bundan önce ise Ceza Muhakemeleri Usûl Kanunu yürürlükteydi. CMUK, Alman ceza usûl kanunundan alınmış olup liberal eğilimlidir. Yeni kabul edilen Ceza Muhakemesi Kanunu da liberal nitelikte olup, mehaz kanuna paralellik arz etmektedir

Suç haberi ihbar, şikayet üzerine veya doğrudan doğruya alınabilir. Ceza yargılaması suç haberinin alınmasıyla başlar. Kolluk bu suçun işlenip işlenmediğini araştırır, inceleme yapar. Kolluk araştırması devresi kısa süren bir devredir. Kolluk, suç zanlılarını yakalamışsa, karakola getirip ifadelerini alır. Sonrasında bir dosya hazırlayarak, varsa zanlılarla birlikte, savcıya gönderir ve savcılık araştırması devresi başlar. Bu aşama biraz daha ayrıntılı ve uzun sürer. Burada savcı, kendi emrindeki kolluğa araştırma yaptırır, delil toplatır. Sonrasında da savcı toplanan delillere, kolluğun topladığı delillere bakar. Toplanan delil ve bulgular, savcıda, zanlının bu suçu işlemiş olduğuna dair yoğun şüphe uyandırıyorsa, savcı, bir iddianame hazırlayarak dava açar. Eğer savcı, ortada yoğun suç şüphesi görmezse takipsizlik kararı (kovuşturmama kararı) verir. Artık bu konuda bundan sonra dava açılamaz (ancak suçtan zarar görenin itiraz hakkı vardır). Savcı, dava açılmasına karar vermişse, hazırladığı iddianameyi mahkemeye sunar ve dava açılmış olur. Hakim, iddianameyi şekil yönünden inceler. İşte, suç haberinin alınmasından iddianamenin mahkemeye sunulmasına kadar olan aşamaya soruşturma safhası denir (CMK m.2/I e). Bu safhanın yetkilileri savcı, adli kolluk ve sulh ceza hakimidir. Bu evre, ceza yargılamasının iki evresinden biridir.

İddianamenin mahkemece kabulünden sonra başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre de kovuşturma safhasıdır (CMK m.2/I f). İddianamenin kabulünden sonra duruşma hazırlığı devresi başlar. Burada yargılamaya başlanmadan önce gerekli olan yazışmalar, tebligatlar yapılır.

Bundan sonra da ceza yargılamasının en önemli aşaması olan duruşma devresi başlar. Buraya kadar yapılan tüm hazırlıklar aslında bu devre içindir. Taraflar mahkemeye davet edilir, yargılama yapılır ve nihayetinde son karar devresine geçilir. Aslında bu devre de duruşma devresinin içindedir. Burada sanığa son bir söz verilir ve mahkeme bir karara varır. Böylece kanun yolları aşaması başlar. Mahkemenin verdiği karara karşı süresi içinde üst merciye başvurulmazsa, karar, kesin hüküm halini alır. Başvuru yapılırsa, karar, istinaf ve temyiz aşamalarından sonra kesinleşir. Kararın kesinleşmesiyle kovuşturma safhası da tamamlanmış olur. Bundan sonraki kısım ise infaz hukukunu ilgilendirir. İnfaz hukuku cezanın hangi tür cezaevinde, nasıl çektirileceği, şartlı tahliye gibi hususlarla ilgilenir. Ceza yargılamasının baş aktörleri bu aşamada da vardır ancak, teknik olarak ceza muhakemesi hükmün kesinleşmesiyle sona erer.

9;sans-serif'”>Ceza Yargılaması Kurallarının Uygulama Alanları Madde Bakımından Uygulanması

Ceza yargılaması hukuku kurallarının madde bakımından uygulanması denilince yargı normlarının konusu akla gelir. Bu çerçevede ceza yargılaması hukuku kurallarının uygulama alanı madde bakımından ceza uyuşmazlıklarıdır. CMK’da istisnai olarak getirilen bir durum: Haksız yakalama, gözaltına alma, koruma tedbirlerinin haksız uygulanması ve tutuklamalardan dolayı açılacak tazminat davaları hukuki uyuşmazlık olmasına rağmen ceza mahkemelerinde açılır.

Yer Bakımından Uygulanması

Usul normlarının coğrafi olarak nerede uygulanacağını anlatır. Bu konuda 3 temel sistem vardır:

a) Mülkilik sistemi: Bir kişi hangi ülkenin egemenlik sahasında suç işlemişse o ülkenin usul kurallarıyla yargılanır. Kara Avrupası, Anglosakson sistemi ve Türkiye’de uygulanan sistem budur.
b) Şahsilik sistemi: Burada suçun işlendiği yer önemli değildir. Suç işleyen kimse tâbiiyetinde olduğu ülkenin usul normlarınca yargılanır. Örneğin; Kanada.
c) Evrensellik sistemi: Tâbiiyet ve coğrafilik önemli değildir. Kişi nerede suç işlerse işlesin kendi istediği ülkenin usul normlarıyla yargılanır. Uluslararası hukukta uygulaması yoktur ancak birtakım uluslararası antlaşmalar olabilir.

*Mülkilik Sisteminin İstisnaları *

1. Yasama dokunulmazlığı: Mutlak dokunulmazlık parlamento üyelerinin meclis içindeki meclis çalışmalarıyla ilgili sözlerinin suç teşkil etse dahi yargılanamamalarıdır. Nispi dokunulmazlık ise milletvekilliği seçiminden önce veya sonra haklarında bir ceza kovuşturması açılması halinde yargılanamamaları sonucunu doğuran bir dokunulmazlık türüdür. Nispi dokunulmazlık Türkiye dışında geçerli değildir. Nispi dokunulmazlık halinde de ağır cezalık suçüstü durumlarında ve anayasanın 14.maddesindeki suçlardan yargılama yapılabilir.

2. Yabancı asker dokunulmazlığı: İstisnaen yabancı bir ülkede bulunan ve orada suç işleyen yabancı ülke askerleri, arada bu konuda sözleşme bulunması şartıyla o ülkenin yargılama hukuku normlarına tabi değildirler. Ör; NATO askerleri… Bu dokunulmazlık sınırsız değildir. Şartları; *Askerin işlemiş olduğu fiilin içinde bulunduğu ülkenin yasalarına göre suç teşkil etmemesi gerekir. Ör; Türk askerinin Hollanda’da bulunduğu sırada uyuşturucu kullanması. *Suçun sadece yabancı kuvvetlerin malına, güvenliğine, resmi ya da sivil kişilerine ya da bu kişilerin mallarına karşı işlenmesi halinde bu bağışıklık söz konusu olur. Ör; İncirlik üssündeki bir amerikan askerinin diğer bir amerikan askerinin cüzdanını çalması. *Suçun resmi görev sebebiyle ya da resmi görevin yapılması sırasında işlenmesi gerekir. Bu şartlardan herhangi birinin bulunması yabancı asker dokunulmazlığını sağlamaya yeterlidir
3. Diplomasi dokunulmazlığı : Yabancı bir ülkenin temsilcisi olarak, 1961 Viyana Sözleşmesi çerçevesinde, Türkiye’de görev yapan diplomasi temsilcilerinin dokunulmazlıkları mevcuttur. Diplomasi dokunulmazlığında, diplomasi ajanı sayılan herkes bu dokunulmazlığa sahiptir. Sözleşmeye göre büyükelçi, elçi, kâtipler ve ataşeler ile maslahatgüzarlar diplomatik dokunulmazlıktan yararlanırlar. Konsoloslar sözleşmede sayılmamıştır. Ancak uluslararası hukukta yerleşmiş gelenekler ve ikili anlaşmalarla bunların da diplomasi dokunulmazlığından yararlanacakları kabul edilmiştir. Konsoloslar, sadece görev sebebiyle işlenen suçlarla ilgili olarak bu dokunulmazlıktan yararlanırlar. Diplomasi temsilcileri, kendi ülkelerinde yargılanırlar. Türk diplomatlarının yurt dışında işlediği suçlar için Ankara Mahkemeleri yetkilidir. Büyükelçi her türlü suçtan sorumsuz olduğu için, bulunduğu ülkede suç işleyen büyükelçi yargılanamayacak, ancak o ülke tarafından persona non gratha(istenmeyen kişi) olarak sınır dışı edilebilecektir. Diplomasi temsilcilerinin eşleri ve reşit olmayan çocukları da bu dokunulmazlıktan yararlanırlar.

Kişi Bakımından Uygulanması

Ana kural; bir ülkenin sınırları içinde yaşayan/bulunan herkesin o ülkenin yargılama erkine tâbi olduğudur. İstisnaları ise tıpkı yer bakımından uygulamada olduğu gibidir: Yasama dokunulmazlığı, yabancı asker dokunulmazlığı, diplomatik dokunulmazlık.

Zaman Bakımından Uygulanması

Ceza yargılaması kurallarının zaman bakımından uygulanması deyince, o ülkede değişmiş olan yargılama kuralları ile değişiklikten önce yürürlükte bulunan kanun hükümlerinin uygulanmalarındaki usûller akla gelir. Burada “derhal uygulama prensibi” geçerlidir. Yani, yeni bir yargılama yasası çıkmışsa, derhal uygulanır. Bir yasa, bir fiile yaptırımların uygulanmasını öngörüyorsa bu bir ceza yasasıdır, maddi ceza normudur. Buna karşılık bir yasa bir başka yasanın hukuka aykırı bulduğu ve ceza yaptırımı uyguladığı bir fiilin işlendiği şüphesiyle bir araştırma amacı taşıyorsa ve bu araştırma ve incelemenin hangi kurallar dahilinde yapılacağını öngörüyorsa bu da bir usûl (yargılama) yasasıdır.
Örneğin; TCK m. 73/1, ceza kanunu içinde düzenlenmiş olmasına rağmen maddi bir ceza normu değildir. Zira, maddi ceza normu olmanın temel unsurlarını içermemektedir. TCK m. 73/1 bir usûl normudur. Bu nedenle, bu maddede bir değişiklik yapılırsa lehe olanı uygulamak hata olur. Maddenin bir usûl normu olması hasebiyle olası bir değişiklik durumunda derhal uygulama prensibi geçerli olacaktır.
Bunun tam tersi bir husus da CMK m.60’ta düzenlenmiştir. Usûl kanununun içinde de olsa ve bir disiplin cezası getirse de m. 60, bir maddi ceza normudur. Maddenin değişmesi durumunda derhal uygulama ilkesi geçerli olmayacak, lehe kanunuygulanacaktır. Kanun yapma tekniği açısından hatalı da olsa, CMK içerisinde infaz hukukuna ilişkin hükümler de vardır.
Eski kanun döneminde bitmiş davalarda ise, yeni kanun uygulanamaz. Zaman bakımından uygulama kuralları devam etmekte olan yargılamalara yöneliktir.
Derhal uygulamanın bazen zarar verici sonuçları olabilir. Bunun önüne geçmek için, istisnai olarak, eğer hak yaratıcı bir süre yeni kanunla kısıtlanıyorsa, bu takdirde eski kanunun uygulanmasına devam edilir. ÖRN; Temyiz başvurusu 15 gündür. Mahkeme kararının tebliğinden itibaren 10 gün sonra kanun değişerek temyiz başvuru süresini 7 güne indirmiştir. Bu arada temyiz başvurusu onuncu gün itibariyle henüz yapılmamıştır. Böyle bir halde, derhal uygulama ilkesi olumsuz sonuç doğuracaktır. Kişi, kanunun kendisine tanıdığı 15 günlük süreye göre hareket etmektedir. Burada derhal uygulamayı kabul edersek, hukuki güvenlik ilkesi zarar görecektir. Bu nedenle böyle bir durumda eski kanun uygulanmaya devam edilerek, temyiz başvuru süresi 15 gün olacaktır. Ancak mesela, kararın tebliğinden itibaren 5 gün geçtikten sonra kanun değişmiş ve süreyi 7 güne indirmişse ne olacaktır? Bu durumda ise, derhal uygulama prensibi geçerli olacak ve yeni kanun uygulanacaktır. Zira, süre geçmemiştir, sürenin dolmasına iki gün daha vardır. Getirilen düzenleme sonuç olarak bir hak kaybı yaratmayacaktır. Yani, yeni getirilen bir düzenleme bir hakkı elimizden almadıkça, derhal uygulama ilkesi geçerli olacaktır.

SORU : Temyize kapalı olan bir karar, kararın verilmesinden sonra bir kanun değişikliğiyle temyizi mümkün hale getirilirse bu karara karşı temyize gidilebilir mi?
Burada artık bir kesin hüküm vardır. Kesin hükümden sonra da böyle bir uygulama yapılamayacaktır.

Ceza Muhakemesi Hukuku notlarını indir

Av. Aydoğan TAN

Av. Aydoğan TAN

Posts

Hukuk Sokağı kurucusu ve editörü. Amatör meraklı, blog yazarı. Avukat. Daha çok hukuk ve teknolojinin kesiştiği konularda yazıyor ve Hukuk Sokağı'nı daha popüler bir blog haline getirmek için çalışıyor.